TOKİ Müteahhitlerine Teslim Edilen Kültürel Miras Ve Restorasyon

2010’da “Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü” tarafından projelendirilen Aspendos tiyatrosunun restorasyon çalışmalarına Ocak 2013’te başlanılmıştı. Geçtiğimiz aylarda basında “basamaklara mutfak mermeri“ döşendiği, çalışmaların aslına uygun yürütülmediği gibi konularda kamuoyunun duyarlılığını gösteren açıklamaları sıkça izledik.

Turist rehberlerinden tutun da bu işle uzaktan yakından hiç ilgisi olmayan kişilerin yapılan işe itirazlarına rağmen, üniversitelerden konuya ilişkin eleştirel sesler sınırlı kaldı. Bakanlığın, yapılan restorasyon çalışmasının Venedik kriterlerine ve bilimsel ölçütlere uygun olduğunu teyit etmek amacıyla Aspendos’a götürdüğü öğretim görevlilerini saymazsak, restorasyon- arkeoloji bölümlerinde sessizlik hakimdi. Bu derin sessizlik, görmezlik bir anlamda yapılan yanlışların onaylandığı anlamına da gelmekte uzun süredir.

Mutfak mermeridir, kireç taşıdır derken İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden Prof. Dr. Zeynep Ahunbay gibi bu işe yıllarını vermiş konuyla ilgili bilim çevreleri, Aspendos’un konser festival gibi etkinliklerde kullanımının yanlışlığına dikkat çekerek mekânsal bütünlemenin bu kadar büyük ölçekte yapılmasının yanlışlığına vurgu yapıyor. Zaten Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Acar, tiyatronun restorasyon öncesi 2500 kişi olan kapasitesinin arttırıldığını belirterek bu tür tartışmalı kullanımların yaygınlaşarak devam edeceğinin ip uçlarını veriyor. İl kültür müdürünün Aspendos’a yazlık sinema muamelesi yapması şaşırtıcı gelmemeli. Çünkü zihniyet olarak Aspendos özelinde, restorasyonu bir kapasite artırımı olarak algılayan piyasacı bir bakış açısına sahip kendileri.

Bütün bu tartışmalar Aspendos üzerinden yürütülürken genel çerçevede sorunun özünü kavramaktan uzak bir yaklaşım sergileniyor. Restorasyon faciaları sayılabilecek örnekler ülke sathına yayılmış durumda. Kamuoyundaki tartışmalar da yanlış uygulamaların sebebini tespitten uzak. Eğer soruna doğru noktadan yaklaşmazsak, tek tek yapılan kötü işlerin etrafında, her gün bilen bilmeyenin taraf olduğu tartışmaların içinde gerçeklikten uzaklaşmış, gerçekliği karartmış oluruz.

PEKİ, SORUN NEDİR?

Kültür Bakanlığının, tüm uygulamalarını piyasa ekonomisine paralel olarak özelleştirilmeye çalışması sorunun asıl kaynağıdır. Özelleştirme uygulamaları sağlık ve eğitim alanında yapılırken gerçekleştirilen kurumların içini boşaltma, itibarsızlaştırma kültür alanında da sistemli bir şekilde yürütülmekte. Torba yasalarla özel sektöre ayak bağı olduğu düşünülen ihale mevzuatı değiştirilerek kültürel alanda ticarileşmenin önü açılmaktadır.

Üniversiteler de son yıllarda, azalarak da olsa, restorasyon çalışmalarında görev almakla birlikte, yetişmiş elaman eksikliği, maddi yetersizlikler gibi nedenlerle üzerine düşen sorumluluğu yerine getirememekte. Buna en iyi örnek Yenikapı kurtarma kazılarıdır. Yenikapı’da yapılan kazılarda erken Bizans döneminin en eski limanı olan ‘Theodosius Limanı’ olarak tarihlenen alanda 37 batık tekne çıkarılmış, üniversiteye taşınarak koruma altına alınmıştı. Konservasyon işlemlerinin halan devam eden batıkların yeni yapılacak müzede sergileneceği belirtilmekle birlikte şu ana kadar müzelerle ilgili bir çalışma yapılmadığı görülmekte. Kurtarma kazılarında çıkarılan gemilerin konservasyon işlemlerinin uzmanlık ve gelişmiş bir laboratuvarın gerekliliği vurgulanmasına rağmen İstanbul Üniversitesi tarafından eldeki sınırlı olanaklarla girişilen çalışmalar tartışma yaratmakta. Alınan duyumlara göre koruma altına alınan pek çok geminin şu an çevresel etkilerle bozulduğuna dair şaibeler yayılmakta. Önümüzdeki günlerde 37 gemiden ne kadarının restore edilerek sergileneceğini göreceğiz.

Kültür varlıklarının korunmasıyla ilgili yıllardır bir koruma politikasının oluşturulmaması, devletin yeterli bütçe ayırmadığı kültür alanında tarihi eserlerin restorasyonunda ihaleye çıkarak yüzyılların birikimi ”kültürel mirası” meşhur TOKİ müteahhitlerimizin insafına terk ediveriyor. İhale sürecinde işini yoluna koyup işi alan yükleniciler, yasal mevzuattaki boşlukları kendi lehlerine kullanıyor. Restorasyon gibi iş deneyimi, uzmanlık, birikim isteyen bir alanda normal inşaat mantıyla yola çıkıldığından anahtar teslimi restorasyon literatürümüze giriyor. Devletin normal bir inşaat olarak görüp ihaleye çıktığı onarım çalışmalarında en düşük fiyat verenin işi aldığı düşünülürse, ülke genelindeki yanlış uygulamaların ayyuka çıkmış yansımalarını daha iyi anlamış oluruz.

Peki, kültür varlıklarının restorasyona yukarıdaki gibi yaklaşılırsa ne olur? Restorasyon gibi ihaleye çıkılarak alınamayacak bir iş alınırsa, ikinci üçüncü elde kalitesiz malzeme kullanımı yaygınlaşacak. Teknik elaman, mimari restaratör, kalifiye işçi gibi bu işin can damarı olan bir kadronun çoğu çalışmada eksik olacağı pratikten bellidir. Özel sektörün girdiği her alanda amaç kar olacağından, pek çok kalemde kesintiye gidilecektir. Malzemeden işçilikten yapılacak kısıntılar yanlış uygulamaları yaygınlaştırır. Oysa restorasyonlarda herhangi bir yerden malzeme temini değil, restorasyonu yapılacak yapıda antik çağda kullanılan taş ocağından çıkartılan mermer kullanılmalıdır. Ocağın uzaklığı, arama çalışmaları, işçiliğin zorluğu maliyeti arttırsa bile özgün malzemeden vazgeçmek işin ruhuna aykırıdır. Özgün malzeme, korunmak istenen yapının bütünlüğü düşünüldüğünde en uygun malzemedir. Bunun en güzel örneklerini Alman kazılarında görebilmek mümkündür. Bergama’da, Aizanoi’da, Ephesos’ da Aphrodisias’da özgün malzeme ve iyi işçilikle benzer güzel uygulamalar yapılmıştır.

Özgün malzemenin yanında uygun teknikten de bahsetmeden geçemeyeceğim. Eğer bir yapıda blok yerleştirme yapılırsa yapının dokusuna uygun görüntünün Aspendos’ta olduğu gibi ortaya çıkmadığı görülüyor. Parthenon tapınağında yapılan uygulamada eksiklerin ölçüsü alınarak ve sadece bu yerlerin tümlenmesi yolu seçilmiştir. Görüleceği gibi blok yerleştirme işçilik ve malzeme maliyetinde tasarruf sağladığından ülkemizde yaygın olarak tercih edilmekte.

İşin denetleme kısmı ise daha bir sorunlu, denetlemeyi yapacak kurullarda yeterli uzman ve teknik elaman yok. Son yıllarda kurulların yapısına müdahale edildiğinden bilimsel karar verebilecek, kararında ısrar edebilecek kurul üyelerinin sayısı sınırlıdır. Kurulların yapısının gözden geçirilerek özerkliğinin yeniden tesis edilmesi, yeterli teknik elamanların bu kurullarda görev alması gerekir.

Bakanlık kazısı devam eden antik kentlerde, kazı başkanı alandaki çalışmalardan sorumlu olduğu halde onlara danışmadan yandaş ve tecrübesiz müteahhitlere ihale çıkartmaya çalışıldığından sorunlar yaşanıyor. Kazı alanından sorumlu olan kazı başkanının, alanda yürütülen çalışmalar konusunda denetim yetkisi ve sorumluluğunun olmaması şaşırtıcı gelmemeli. Çünkü bürokratik mekanizmanın trajik komik akıl dışılıklarından biridir bu.

Bu sistemli çalışmanın bir sonucu olarak üniversitelere pek çok kadroyu yandaş, eş- dost, ahbapla doldurarak işe başladılar. ÖYP ile ALES, dil puanı gibi alan için seçici olmayan kıstaslarla ile boş insanları asistan kadrolarına dahil ettiler. Bütün bunlara ülke genelindeki baskıcı tutumun üniversitelere nerede susması, nerede durması gerektiği konusunda ince bir ayar vermesi de işin tuzu biberi oldu. Üniversitelerde bir bilim adamının dik duruşunu, bağımsız bakış açısını sergileyecek akademisyenlerin yok denecek kadar az olması alanı karaktersiz, işi boş hale doğal olarak getirdi. Bazı akademisyenlerin piyasa ekonomisinin kodlarını çözerek hemen inşaat firmalarının restorasyon faaliyetlerinde “danışmanlık” kovalamaları, karışık ilişkiler, ranta dayalı çalışmaları da gün geçtikçe çoğalttı.

Restorasyon uzmanlık isteyen özel bir alandır. Bu nedenle yapılan uygulamalardan sonra dünyada ve ülkemizde tartışmalar sürerken devletin kültürel mirası müteahhitlerin insafına bırakmaması gerekir. Bu konuda üniversite ve Bakanlık iş birliği ile alanda çalışma yürütecek kurumsal düzenlemeler yapmalı. Ayrıca kültürel mirasın korunmasında çift başlılığın da kaldırılması gerekir. Mevcut durumda Kültür bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ayrı ayrı mevzuatlarla kültürel mirasın korunması çalışmalarında sorumluluk almaktadır. Koruma çalışmalarının tek bir mevzuatla tek bir kurumun görev alması yapılacak olan iş ve işlemlerde koordinasyonun sağlanmasında etkili işleyişi sağlayacaktır.


KAYNAK

http://arkeolojihaber.net/tag/aspendos/

http://www.arkeolojidunyasi.com/arkeomakaleler/restorasyonda_ihale.html

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s