Tavuk Suyu

Elinde bir Hint horozuyla çıkageldi Turgut dayım mahalleye. Oysa yıllardır ortalıkta gözükmemişti hiç.

Horoz, kırmızı siyah parlak tüyleri, sivri gagası, sanki bilenmiş mahmuzlarıyla bir kartal edasıyla etrafını süzüyordu. Koltuk altında tünemeyi o kadar benimsemiş olacak ki yere bırakılınca, bu bırakılma halinden hiç memnun olmadığını iki kez kesik kesik öterek belli etti. Kanatlarını sağa doğru kaydırarak etrafımızda dört döndü.

Turgut dayım horozuna önce afili bir kümes yaptı bizim bahçeye. Sonra ona horozculardan öğrendiği besleme biçimini uygulamaya başladı. Yumurta, ekmek içi, üzüm, ballı karabiberli karışımı yoğurarak günde üç öğün horoza verdi. Arkadaşlarının horozlarıyla kısacık antrenman dövüşleri yaptırdı. Bu dövüşler sırasında horozların mahmuzlarını bezle bağlamayı ihmal etmedi. Horoz ömründe hiç görmediği menü zenginliğiyle gelişti, boy attı. Bütün bu hazırlıkların sonunda horozun ringe çıkacağı büyük gün gelip çattı.

Gözlerden ırak, metruk bir binada ring kuruldu. Bahisçiler, horozların kapışmaya başlamasıyla birlikte yüksek sesle el çırparak bazen de ağız dolusu küfürler ederek desteklediler para bastıkları horozları. Canhıraş çığlıkların arasında sıra Turgut dayımın horozuna gelmişti. Ben yalvarıp yakardığımdan son dakikada beni de yanına almıştı.

 “Bak annene bir şey belli edersen bir daha getirmem seni” demişti.

Ben olur mu hiç anlamında gözlerimi kısıp başımı salladım. Meraklı gözlerle horoz koltuğumun altında salondaydım.

Turgut dayım kanat çırpar gibi etrafımda dönerek elimden horozu aldı, ringe bıraktı. Küçük salon sigara dumanı ve çığlıklar arasında sarsıldı, dağıldı. O gözlerini kapadı, belki bir hayale daldı. Belki de dönen ringin içinde onlarca horozla dövüşürken buldu kendini. Kanatları, gagası, mahmuzu kırıldı düştü ringe. Bakıp beslediği horoz arkasına bakmadan ringden can havliyle kaçmıştı.

Dayımın beti benzi atmıştı, inleyerek bayıldı köşede. Su serptiler yüzüne ayılır gibi olduğunda bağırdı.

”Horozun tek gözü körmüş, yaktınız ah beni yaktınız”

Tekrar bayılıp ayıldığında umutsuzdu. ”Donuma kadar her şeyimi bu horoza bastım, bittim ben” diye ağlamaya başladı. Yola düştüğümüzde yaralı horozu koltuğumun altına kıstırdı. Yine hayıflandı, küfretti yol boyunca kendine, kör horozu satan adamlara.

Eve yaklaştığımızda bağırmaktan sesi kısılmış yüzü kıpkırmızı olmuştu. Bu sefer konuşmaya zorlandı. Dudaklarını büzüştürdü, incecik cılız bir ses döküldü ağzından.

“Kaçan horozdan hayır gelmez. Annen sana güzel bir çorba yapsın bunun etiyle”

Şaşkınlıkla birkaç kez baktım yüzüne.

“Ben gidiyorum buralardan sana afiyet olsun.”

Elimde kör bir horozla öylece kalakaldım sokak lambasının altında.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s