Çocukluğuma Mektup

Sevgili Mustafa,

Çocukluğuma mektup yazma teklifi gelince neler yazacağımı kafamda kurgulamaya başladım. Bugünkü benle, elli yıl önceki beş yaşındaki ben arasındaki mesafeyi ölçmeye çalıştım. Anılarımın tozlu aynasını silmeye başladığımda ilk başta zorlanır gibi oldumsa da aslında çocukluğuma çok uzak mesafede olmadığımı anladım. Sadece biraz uzaklarda varlıkla yokluk arası, yaşanmışlıkların içinde kalmış olduğunu anımsadım geçmişin. Geçmiş hiç geçmemiş gibi bütün canlı renkleriyle çok yakınımda, karşımdaydı şimdi. Ellerimi boşluğa uzattım, dokundum sana ve anılara. Başladığım yerdeyim şimdi çok yakında, yenilgiler ve zaferler içinde unutmak istediğim şeylerin kapısında, ellerim ellerinde. Bırakma beni, başlayalım o sonsuz zeybeğe, anıların açtığı cevizlerle kaplı o köy yollarında. Beyazlamış saçlarımla sana geldim ey altın çağım, yaramaz çocukmuşçasına gamzelerimdeki yenilmemiş güz şafaklarında tutundum rüzgârına. Üstüm başım limon çiçeğiydi, Toroslar kokusuyla inmişti allı morlu kıyılarıma. Bahçeler arı vızıltısıyla kaplıyken yıllar sonra nisanda ilk kez bulunduğum portakal çürüğü gecelerden, salgın günlerinin zorluklarından yazıyorum şimdi bu satırları. Aslında beni doğurduğun ve unutmadığım yerden, o küçük asi kentimden başlıyorum dilime dökülenleri yazma macerama. Bu yazma eylemime kendimi buluş ve kaybediş arasındaki derin boşlukta nasıl sonuçlanacağını kestiremeden girişiyorum. Sana gelmiş olmaktan seninle buluşmaktan ne kadar mutluyum bilemezsin. Örselenmiş ellerini uzat bana, yağmur kuşlarıyla bir ormanı boylayarak geldim kapılarına.

Sevgili Mustafa,

Küçücük, esmer bir bebektin; annenin sırtında pamuk tarlalarında ilk kez sarı sıcakla tanıştın. İlk havaleni dut ağacının altında geçirdiğinde ateş parçası gibiydi tenin, arıktan aldıkları suyla soğuttular yangınını. Annen ve baban bazı fevri davranışlarını havale geçirmene bağlayarak hep göz ardı ettiler aksiliğini. Bir süre sonra bu durum huy haline gelince zamansız çıkışlarını bu geçirdiğin hastalığın sende bıraktığı izlere saydılar. Böylece hoşgörü zırhına bürünerek ara sıra onların sınırlarını zorlamaya başladın. Her zorlamanın sonu uzun bir koşuyla bitti evin önündeki geniş bahçede. Şimdi duruldun ve delişmen ilk gençlik çağları çok uzaklarda kaldı. Aslında uzaklarda kalan duygular değil belki de zamanın eskittiği şarkılar, başlangıçlar. Çocukluğa çıkan bütün aydınlık yollar, sıra göller, dağlar, ovalar hala sesinde değil mi?

Bu dünyaya ait ilk fotoğrafın sanırım beş altı yaşlarına ait. Sıfır tıraşlı halinle büyükçe bir kalabalığın önüne sandalyeye oturtulmuştun. Bir elin dizinde fotoğraf makinesinin objektifine bakıyordun, başını eğmiş bir halde yüzünde yarım bir gülümsemeyle. Arka planda büyükçe bir ceviz ağacı vardı, dallarına salıncaklı yuva kurduğunuz, göklere mızrak gibi dumanlı başıyla sokulan. Sonra aynı geniş bahçeyi paylaşan halanla annenin, her ceviz silkim zamanında hasadı paylaşmak için çıkardıkları kavgayı ve birbirlerine teneke çaldıkları sahneyi hiç unutamıyorsun biliyorum. Siz çocuklar karışmazdınız onların cinnetli hallerine, birkaç gün sürecek olan ağız dalaşlı tenekeli kavgalarına. Büyükçe bahçenin içinde ne oyunlar kurdun, ne düşler kovaladın sınırları çizilmeyen dünyanda. Sırt üstü uzandığında büyük serviler, cevizler uğulduyordu dumanlı başında. Su kelebekleri, arılar baharı hapsetmişti bir ülke sandığın geniş bahçene. Orada doğduğun kerpiç evin içinde anne sesi baba sesi çok eski bir zamanın sıcaklıyla kuşatıyordu evrenini. (Mutluluğun kokusundaki şarkıyı, imgenin kanatlarında anlatmak isterdim onu yıllar geçse bile dizelerde. Şairin gücü yeter mi bilemiyorum, denemeye değer belki.)

Köy okuluyla tanışman büyük ablanın peşine takıldığın günlerde oldu. Okul çağına çok uzaktın daha. Ablana öğretmeni, davetsiz misafiri bir daha okula getirmemesi konusunda sıkı tembihlemesine rağmen okula gitmeyi sürdürdün. Okula başladığında dayakçı ve küfürbaz bir öğretmene okulu dar etmek için yapmadığını bırakmadın, okuldan kaçtın, ağız dolusu küfrettin. Okuma yazmayı, okuldan kaçma seremonilerinin sıklığı yüzünden ilk yıl öğrenemeden, sınıfta kaldın. Sonraki yıllarda hayatına yön verecek öğretmenler çıktı karşına, onların emeği ve yol göstericiliğiyle yeniden biçimlendin.

Evet, dostum senin sıfır tıraşlı halinle o yarım gülümsemen şu an karşımda duruyor. Annen yakın köyden at üstünde gelin gelmiş; babanın, babasıyla birlikte yaptığı kerpiç eve. En küçük kardeşin doğduğunda, pamuk para etmez olunca köylüler birer birer kasabanın yolunu tutmuşlar.Şehre gitme sırası size geldiğinde eşyalar yüklenmiş, gitmeyeceğiz diye diretmişsiniz annenle kente, o yabanıl ülkeye. Son kalan eşyaları yüklediğiniz arabanın ikinci seferinde ana oğul koyun koyuna artakalan boşlukta gözleri kapalı varmıştınız kasabaya. Sonrasında her yazın köyde geçti, tarla işlerinde çalışmak ve iş güçle ilk gençliğine kadar sürdü bu geliş gidişler. Artık çocukluğunu geçireceğin sığla ormanlarının ortasında, dinmeyen yağmurların ülkesinde bir göle komşuydun. Bu komşuluk hala sürüyor mesafeler artsa da uzaklardan gelip sığındığın anavatanın orası. Orada buldukların seni bugünlere getirdi gökteki yıldızları seyre daldığın yaz gecelerinden günümüze. Göl evimizdi, sevincimiz ve serin sularında kulaçladığımız bizi bekleyen geleceğimizdi. Akşamları gölden teknelerle bata çıka gelirdi köylüler Yılmaz Güney’li yazlık sinemalara. Sen de çıktın geldin bazı zamanlar Tahir’in teknesinde Çürükçü’den esen rüzgârdan önce çığlıkların ıslattığı kalabalıkla kasabaya.

Kimilerine göre göl bir denizdir. Göl kıyısındaki küçük evinize geldiğinizde deniz dendiğini öğrendin, göle. Sonra denizin göl olduğunu okudun coğrafya kitaplarında. Bütün kasabalılar gibi sen de gölüne deniz demeyi sürdürdün inatla. İnat senin mayandı.

Yokluklar içinde pamuk, susam tarlalarına erkenci horozların sesiyle koşturdun bir traktörün kasasında. Sabahın ilk ışıklarıyla çiy yağmıştı otların üzerine, kuşlar uçuşuyordu, açmaya yüz tutmuş pamuk kozalarında. Sabah çiyinin ıslaklığı bedenine yürürken arkasından doğacak güneşin yakan selamı şaşırtacak biliyorum herkes gibi seni de.

Hatırlar mısın on yaşındaydın bir balıkçı teknesinde çıktın Byblis’in gözyaşlarını akıttığı kanallardan Akdeniz’e. Şaşkındın, laciverte karşı tutunduğun martıların telaşında biraz da ürkek. Bir vakit sonra hava kararmış deniz bozmuştu, günlerce mahsur kalmıştınız bir koyda. Dönüşte parçalanmış, boş ağlarla yokluğu paylaşmıştınız yanınızdakilerle. İskelede bir sfenks gibi bekliyordu eli boş dönen üç teknenin sahibini faizci Arap Sabri. Boş kasaları gösterip yeni senetlere imza attılar, umut fakirin ekmeğiydi nasıl olsa. Ama umutlar boş çıkıyordu, insanın inadı yenilmiyordu nice yıkımların karşısında. Erken anladın böylece umutsuzluğun, açlığın ne anlama geldiğini. Yıllar sonra Beyazıt’ta en önde yürüyecektin ağasına paşasına puştuna karşı. Grevlerde, işçi mahallerinde omuz başındaydın yoksulların geçmişten yoğrulan inadınla.İşte insan inattan doğmuştur senin coğrafyanda,sürer gider yıkımların karşısında hiç büyüyemeyen bir çocuklukla.

Sevgili Mustafa,

Şimdiki beni biçimlendiren ve bugünlere taşıyan sensin. İçimdeki yekpare kütleye ilk keskiyi vuran sensin. Senin o maharetli ellerin bugüne taşıdı beni. Pamuk tarlalarında öğrendin eşitliğin ve emeğin en yüce değer olduğunu. Ağaların kapılarına traktörle yıktığında baban alın terini, pamuğunu hep eli boş dönüyordu, çocuklarına karşı boynu bükük, iliklerine kadar sömürülmüş, dövülmüş bir baba olarak evine. Geceler boyu kürek salladı baban tarlanın içindeki suya. Sivrisinekler, çıplak ayaklarını kesen taşların acısını hiç hissetmeden sizlere güzel bir gelecek sevdasıyla.

Yürekli çocuktun, eğilmedin hiçbir vakit zulmün karşısında. Kardeşliğe ve güzel günlere inandın. Biliyorsun şimdi kara kara bulutlar çörekleniyor üstümüze. Televizyonlar ölüm haberlerini istatistiksel verileri döküyor televizyon ekranlarından evlerimize. Zor günler geçiriyoruz, senin taşıdığın yürekteki enginlikte umudumuz hala dipdiri. Biz göremesek de birileri elbette karşılayacak aydınlık güzel günleri.

Hoşça kal, Mustafa’m kalbindeki kızıl karanfillerden öpüyorum seni.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s