Nefes Alamıyorum

Çocukluğumun siyah beyaz, tek kanallı televizyonunda her hafta iple çektiğimiz, bir dizi yayınlanırdı. Biraz da ruhumuzdaki Afrika’nın derin ormanlarındaki özgürlük sevdasıyla o hafta ailece televizyonun başında olurduk. O gece rüyalarımızı özgürlük ateşiyle tutuşan dizi kahramanlarının yaşama tutunma mücadelesi süslerdi. Sömürgeciliğin ve esaretin çığlıkları kilometrelerce uzakta bulur yakalar can evimizden vururdu bizi.

Dizi 1977’de Alex Haley’in Kökler(Roots) adlı romanından uyarlanan bir senaryo ile zor koşullar altında çekime başlandı. Afrikalı bir ailenin ata yurdundan getirilerek Amerika’da köleleştirilmesi ve buna bağlı özgürlük mücadelesi geçmiş ve gelecek diliminde anlatılıyordu. 1767 yılında, Afrika’dan köle tüccarları tarafından kaçırılarak Amerika’da köle olarak satılan Kunta Kinte’nin korkunç hikâyesiydi insanları cezbeden. Aynı dizi bizim ülkemizde, 1980 yılında TRT 1’de siyah beyaz olarak gösterime girdi.

İlk çekildiğinde yapımcılarının dizinin tutmayacağı şüphesiyle zararı göze aldıklarını belirtmelerine rağmen Kökler, 1977’de ABD’de yoğun ilgiyle en çok izlenen dizi olmuş. Belki de kimliğini yeniden kazanmak isteyen Toby’nin, Kunta Kinte olmak için verdiği savaş, Amerika’da siyah direnişin ilk ayak sesleriydi.

Geçtiğimiz günlerde, ABD’de sabıkalı George Floyd, gözaltı işlemleri sırasında polisin diziyle boğazına bastırması sonucu naklen bir yayında hepimizin gözleri önünde öldürüldü. Bir polis aracının arka tamponunun yanına iri gövdesiyle sıkıştırılan Floyd’un,”Nefes alamıyorum, lütfen.” diye seslenmesi, boğazına çöreklenen ırkçı devletin temsilcisi polis tarafından görülmezden gelindi.

1974 ABD doğumlu olan George Floyd, Houston’dan Minneapolis’e çalışmak için gelmişti. İşssizlik ve eşitsizliğin diz boyu olduğu bir ülkede, geçimini sağlayabilmek için güvelik görevlisi olarak çalışan bir kent yoksuluydu. Kapitalizmin metropollerinde yaşayan bütün yoksullar gibi hayatı, iş aramakla ve açlıkla mücadeleyle geçmişti. Televizyon ekranlarının ışıltısındaki Amerikan rüyası ona arka sokakların yokluğunu ve şiddetini sunmaktan başka bir yol bırakmamıştı. Şimdi beyaz adamın zulmü ve şiddeti kutsayan kısacık fragmanında boylu boyunca hırıltılarla yatıyordu asfaltta.

Caddenin ortasında naklen bir yayında kurban verdiğimiz, ne ilk ne de son siyahtı George Floyd. Çünkü son üç yılın verilerine baktığımızda 690 siyahi Amerikalı, ırkçı polis şiddeti sonucu öldürülmüş. Son olayda da her şeyin gözler önünde olup bitmesine rağmen yetkililerin öldürme olayında yeterli kanıtın olmadığı gibi saçma sapan bir görüşü ifade etmeleri hiç kimseyi şaşırtmadı. Yüzyıllardır ırkçı bir refleksle örgütlenen baskıcı devlet aygıtı, elbette eline silah ve yetki verdiği katillerini koruyacaktı.

Devletin katillere arka çıkması ve koruması kısa sürede Amerika’da ırkçılık karşıtını protesto ve gösterilerin başlamasına yol açtı. Minneapolis’te başlayan protestolar ülkenin her yanına dağılan öfke kasırgası olarak önüne ne gelirse yakıp yıkmaya devam ediyor. Olayın geçtiği Minneapolis’te eylemcilerin polis karakolunu ele geçirip ateşe verdiği görüntüler, ırkçılığa itirazın katlanarak artacağını gösteriyor. Buna karşılık Donald Trump, olayla ilgili kışkırtıcı tweetler atarak yangına körükle gitmeye devam ediyor.

Öfkenin 30’dan fazla şehre yayılması üzerine ABD Başkanı Trump, “Ordumuz hazır, çok hızlı bir şekilde gönderebiliriz” diye açıklama yapmış. Halkı ordu güçleriyle tehdit ederek sokaklardan çekilmeye zorlamak için yapılan bu açıklamaların hepsi şimdilik karşılık bulmuyor.

Yoksulları, sopayla hizaya getirerek sömürü politikaları eşliğinde eşitsizliği yaygınlaştıran otoriter rejimler, artık ırkçı faşiste politikalarını maskelemeye bile gerek duymuyor. Devlet aygıtı sermayenin eşitsizliği meşrulaştırmak için örgütlediği kanun ve yönetmeliklerle alt yapısını sağlamlaştırdığı yasal bir suç düzeni.

Bu suç düzenin polisi ve askerleri, yoksulların eşit ve adil bir dünya özlemine dair çığlıklarını ezmek için otoriter liderlerin emirlerini bekliyor. Dünyanın bütün sokakları ateşte, namlular, gaz bombaları yanıt veriyor Kunta Kinte’nin çığlıklarına.

Ta derinlerden geliyor özgürlüğün uğultusu, başımda deli rüzgârlar…

Bir diz boğazıma çökmüş,çığlıklarıma kulaklarını kapatmış.

Nefes alamıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s