Ferman Padişahınsa “Sandıras” Bizimdir!

Hakkımızda devlet etmiş fermanı/Ferman padişahın dağlar bizimdir.

Yukarıdaki isyankar dizeler, otoriteye başkaldıran 1785-1868 yılları arasında yaşadığı düşünülen dağlı bir ozana, Dadaloğlu’na ait. Türkmenler devlet zoruyla Toroslardan düze indirilip öz yurdundan kovulunca dağlarına, mor menevşelerin rüzgarına hasret kalarak dillendirmiş bu koçaklamayı Dadaloğlu.

Bu avazın yankılandığı dağlardan, koyaklardan öznesine ulaştığı eski soluklu bir zamanda Muharrem Ertaş, uzakların özlemi olarak havalandırmış bu yiğit epiksi karşı oluş halini.Yüreğinden kopup gelmiş çağıl çağıl dereler, Kızılırmak olmuş bin yıllık hasret, bozkırdan süzüle süzüle dökülmüş Karadeniz’e. 

Evet, ”dağ” imgesi sözlü kültürümüzün derinliklerinde kökleri geçmişe dayalı motiflerinden biridir. Bu motif Anadolu’nun acılarından, sevinçlerinden mayalanan türkülerimizde de önemli yer tutar.

Kimi zaman derdine derman bulamayana en yakın dert ortağıdır dağlar. Mühürlü kalplerini açar maviye, bir pınar başında telli turna semahıyla birbirlerine can olur. Aşkla seslenir, yüreğindeki sanrıyı hafifletmek için saklısındaki yaralarını açar dostuna.

Dağlar dağımdır benim/Dert ortağımdır benim

Kimi zaman, hasret çektiği yurduna, zülfü siyahına hayalinde bile olsa zorlukları aşarak ulaşmasına engel olarak görür başı karlı dertli dağları. İçindeki kavuşma umudunu, temennisini hiç eksiltmeyerek söylenir.

Erisin dağların karı erisin/ İniş seli düz ovayı bürüsün.

Yardan bir türlü gelmeyen hasret kokan mektupların derdine düşer ozan. Bir dost selamının ulaşmasını engelleyen dağlardaki çetin hava koşullarıdır. İçinde büyüyen kor yangınla nara döner gözleri ,uzaklardan haber bekler, hayıflanır.

Dağlar ağardı kardan /Haber gelmedi yardan.

Bazen dağ, benzetme amacıyla kullanılır, güçlü bir metafordur. Yiğit; kale gibi bir dağa eştir, yiğit sırtını ona yaslar. Güzele, güzelliğe meyleden Karacaoğlan dağın yiğitliğini lirik bir sesleniş olarak dillendirir.

Yiğit olan yiğit dağdır kaledir /Sevmeyin çirkini başa beladır.

Başka bir yiğit darlandığında kale olarak gördüğü sırtını verdiği dağlara karşı bakış açısını değiştirir. Coşkun sel gibi yerinde duramaz, önüne bir engel olarak çıkan taş bağırlı yükseltiye kafa tutar. Bu kafa tutma yine de bir tehdit içermez yürek sızlatan bir beklentiyi dillendirir.

Dağlar seni delik delik delerim, delerim/Kalbur alır toprağını elerim aman aman.

Neşet Ertaş bozkırın ortasında yükseltir o boşlukta deve çanlarının uğultusunda çınlayan bozkır avazını.

Reyhan sessizliğine bürünür silme ovalar, Hacı Taşan alır ustaların selamını akar kıvıl kıvıl içimizden geçerek halk ormanın derinliğine.

Karlı dağlar geçit vermez olunca/Gidilmez o yâre yollar bağlanır.

Umutsuzluğa düştünde yaralı yürek, yeniden umutlanır, etrafını kuşatan yüce dağlara baktığında gözleri yemyeşil bulutlanır. Yanan ışıkta her zaman umut vardır, bu umudu diri tutmak aşkın en güzel halidir. Karşıda yanan ışığın özlemiyle pervane kesilir kanatları kırık sevdiceğine.

Yüce dağ başında yanar bir ışık/Düşmüşüm derdine olmuşum aşık.

Bir anne yangının orta yerinde soğutmaya çalıştığı yüreğiyle dertlenir yine dağlara karşı. Ondan körpe kuzusunu saklamasını ve kendi yerine doyasıya koklanmasını, öpmesini ister.

Dağların ardında kuzum/Derdimiz gizlidir bizim.

Türkülerimizdeki dağ motifi örneklerini istersek daha da çoğaltabiliriz. Ancak böyle bir çalışma, alana ilişkin başka bir araştırmanın konusu olabilir. Buradaki asıl amacımız, insanımızın yakın çevresiyle bazen sırtını dayadığı bazen de omuz verdiği dağlarla girmiş olduğu duygu yüklü iletişimin kültürel boyutunu ortaya koymaktır.

Hayatımızı bu kadar derinden etkileyen,duygu dünyamızı renklendirip zenginleştiren dağlar, ülkenin dört bir yanında kuşatma altında,Son yıllarda dağlarla aramızda insanlık tarihine eş, bizi birbirimize sıkı sıkıya bağlayan kültürel bağın koparılmaya çalışıldığı olağanüstü günleri yaşıyoruz.

MADENCİLİK Mİ YOKSA BİR KÜLTÜRÜ YOK ETMEK Mİ?

Ülkemizde madencilik faaliyetleri devlet eliyle iktidara yakın çevreler üzerinden teşvik ediliyor. Kazdağları’ndan, Cerattepe’ye, Hekimhan’a, Sandıras’a ülkenin dört bir yanında dağlardan feryatlar yükseliyor. Dağı taşı ormanı börtü böceği bir olmuş hüzünle bakıyor karşısındaki eli kanlı muktedir canavara.

Binlerce ton dinamit patlatılarak, onlarca iş makinasıyla, kesim motoruyla talan ediliyor ekosistemimiz. Vahşi kapitalizm hiçbir insani ve etik değeri içselleştirmediği için acımasızca bütün olanakları kullanarak saldırıyor. Doymak bilmez kar hırsıyla doğanın milyonlarca yıllık birikimi sermayeye peşkeş çekilmekte hem de devlet eliyle. Yıkıcı enerji politikaları, madencilik çalışmaları doğrultusunda yasaların, şirketlerin istediği gibi esnetilmesi ya da bir şekilde var olan hukukun etrafından dolanılmasıyla halkın muhalefetine rağmen dağlara saldırı hız kesmeksizin devam ediyor.

Bu saldırılardan yakın zamanda haklı tepkilere sebep olan Sandıras Dağı da nasibini aldı. Muğla Köyceğiz Ağla Mahallesi mevkiinde Alfa-Olivin şirketinin “S.20068696” ruhsat numaralı sahada IV. grup maden ocağı “Kapasite Artırımı Projesi” için hazırladığı ÇED başvuru dosyası için yöredeki halkla görüşmek üzere yapılmak istenen iki toplantı da ertelendi.

Bölgede çevreye karşı duyarlı STK’lerden biri olan Dalyan Turizm Kültür ve Çevre Koruma Derneği: “Dalyan Dernek” Muğla Şehircilik İl Müdürlüğüne verdiği 08/02/2021 tarihli dilekçede  konuya ilişkin itirazlarını ortaya koyarak ÇED için olumsuz karar verilmesini ve projenin iptal edilerek dağın tamamının koruma altına alınmasını talep etti.

Başvuruda şirketin Gökçeova’daki kapasite artırımından vazgeçerek yeni alanlar açmak istemesi, dağın eko-sisteminin bir bütünsellik arz etmesi, doğaya vereceği geri dönülmez zararlar doğuracağı belirtilmiş. Haklı olarak alanın korunması bakımından itiraz gerekçelerinin ortadan kalkmadığı belirtilerek, mevcut tahribat ve yeni projeyle oluşabilecek doğal tahribata ilişkin itiraz gerekçeleri ayrıntılı bir şekilde şöyle sıralanmış:

Kartal Gölü kesin korunacak hassas alanlar alanlar tanımına uygun olarak önceden 1203 hektar olan doğal koruma sit alanı 2989 hektara çıkarılmıştır. Yine aynı şekilde Gökçeova Gölü’nün olduğu alanın da barındırdığı bitki çeşitliliği ve hayvan popülasyonu bakımından acilen koruma alanı olarak ilan edilmesi gerekmektedir.

Gökçeova Gölü civardaki turizm merkezlerinden gelen doğa severlerin ve turistlerin ilgisini çeken anıtsal karaçam ormanlarıyla koruma altına alınması zorunludur. ÇED raporunda yakın bölgedeki sığla ağaçları ve kızılçam varlığından söz edilirken asıl şirketin faaliyet yürüteceği bölgedeki karaçam ağaçları yok sayılmıştır. ÖÇK kapsamındaki bölgede yaban hayatının korunması ,son yıllardaki alandaki çalışmalara bakıldığında bölgenin geleceği açısından önemlidir.

Projeyle binlerce ton dinamit patlatılması, ağır tonajlı kamyonların çıkaracağı toz bulutu çevredeki yaşam alanlarını ve turizm faaliyetlerini olumsuz yönde etkileyecektir. Patlamadan kaynaklı çevresel etki değerlendirmesi yapılırken gerçekleştirilecek olan çoklu patlatmanın çevre üzerindeki etkisi düşünülmemiştir. Üretim sahasına çok yakın olan ve mesire alanı olarak kullanılan Gökçeova Gölü gözetilerek patlamaya ilişkin desibel hesaplaması ve patlamaların yakın çevresine olası etkileri üzerine herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

Onlarca kamyonun dağlık arazide yaratacağı yoğunluk, egzoz, ses vb. etkenler bölgeye ilişkin yıllardır yürütülen ve kültürel bir hareketlilik haline gelen “Eren Günü” ve ”Mahya Şenlikleri” gibi mistik ritüellerin yapılmasını engelleyecektir.

Şirket raporda, saat 07-23 saatleri arasında faaliyet sürdüreceğini belirtirken gerek sahadan madenin taşınması gerekse mesire alanlarına gelenlerle doğa sporları aktivitelerine katılmak isteyenlerin aynı güzergahta oluşturacağı araç trafiğinin yoğun olacağı düşünülmelidir. Ağır tonajlı araçların bozduğu zeminde yolun dar olması yüzünden çift yönlü trafiğin yaz aylarında turizm faaliyetlerini sekteye uğratacağı açıktır.

Su havzası bölgedeki canlılık için hayati bir öneme sahip. Bunun dışında yakın yerleşimlerin sulama ve en önemlisi içme suyu ihtiyacını Sandıras Dağı’ndaki su kaynakları karşılamakta. ÇED raporunda su kaynaklarına etkileri üzerinde durulmadığı gibi bu önemli ayrıntının göz ardı edildiği görülmektedir.

Yukarıda paragraflarda çevre örgütlerinin madencilik faaliyetlerine niçin karşı olduklarına dair gerekçelerini başvuru dilekçelerinden özetleyerek vermeye çalıştım.Düşünülmeden ve çevresel etkileri ayrıntılı bir şekilde diğer çevresel faktörlerle birlikte göz önüne alınıp değerlendirilmeden yangından mal kaçırır gibi maden alanlarını genişletmek,mevcut alanlara yenilerini eklemeye kalkışmak cinayettir.

Sağlıklı ve güzel bir çevrede yaşamak her insanın en doğal hakkıdır. Bu yaşam hakkına kasıt olunduğunda direnmek en doğal davranış biçimidir.

İş işten geçmeden yöre halkıyla, STK’lerle işbirliği içinde Sandıras’daki yıkım projeleri durdurulmalıdır. Bir kez daha dillendirirsek başlangıçtaki söylediğimiz söz, çok iyi bilinmelidir ki:

Ferman padişahınsa Sandıras bizimdir!


KAYNAKLAR

1-Dalyan Dernek Dilekçesi
3-https://mucep.org/sandirasta-olivin-madeni-icin-itiraz-dilekceleri/
3-https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/989364 F. Gülay MİRZAOĞLU-SIVACI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s