“Şiir, verili olana karşı bir duruştur.”

“Asi Yakılsın Dağlara” Mustafa Güçlü’nün ilk şiir kitabı olup 1992’de yayınlanmıştı. 2005’te “Rüzgarına Yol Gösteren Martı”, 2008’de de “Nereye sığınsam Lacivert” adlı kitapları yayınlandı daha sonra. Güçlü, 2010’da bu üç şiir kitabını bir araya getirerek “Ayrı Düşeriz” ismiyle yeniden şiirseverlerin estetik beğenisine sundu.

Mustafa Güçlü’nün şiir dünyasını aralamak, şiir poetikasını anlamak istedik bu kısa söyleşi ile. Onunla şairin, şiirin dünyasına kısa bir yolculuğa çıkma; kendimizi şiirin avuçlarına bırakma isteğidir biraz da. Bakalım bu dalgalar bizi hangi kıyıya götürecek.

Öncelikle merhaba. Bize kısaca Mustafa Güçlü’yü tanıtır mısın?

– 1965 yılında Güney Ege’de bir köyde dünyaya geldim. Çocukluğum bu gizemli ormanlarda ve pamuk tarlalarında geçti. Akdeniz’in sıcağında çapa çapaladım, pamuk topladım. Denizin kıyısında yaşayıp denizi bilmeyen insanlarla geçti çocukluğum. Sonra İstanbul’da öğrencilik yıllarım başladı. İÜ Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji bölümünden mezun oldum. Dönemin öğrenci eylemlilikleri içinde ön saflarda yer aldım, tutuklandım. İlk şiirim 1985 yılında İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin çıkarmış olduğu Yalaz dergisinde yayınlandı. O günden günümüze şiir yolculuğumuz devam ediyor.

Sanatsal etkinlikte özel bir yere sahip olduğunu düşündüğüm şiiri kısaca tanımlar mısınız?

– Şiirin tanımını vermek elbette imkansızdır. Fakat şiirin kaynakları, ne olduğu hakkında, dilim döndüğünce bir şeyler söyleyeyim. Şiir verili olana karşı bir duruş biçimidir. Şiir bilinçaltı izleklerle biçimlenen imgelerin bilince çıkarılma sürecidir.

Şiirle ne zaman ilişki kurdunuz? Ve neden şiir?

– Şiirle ilk ilişkim gaz lambasının ışığında aydınlanan bir Yörük çadırında oldu. Kara çadırın içine girmemizle birlikte, şiirler, maniler ve destanların sonsuz dünyasına balıklama dalmış oldum. O gece çadırdan çıkarken aynen Kocabıçak’ın yaptığı gibi Dadaloğlu şiirini sessizce mırıldandığımı anımsıyorum. Dağların, suyun, pamuk çapalayanların sessizliğini isyana dönüştürmek için şiiri bir yaşam biçimi olarak seçtim. Şiir acılarımı hafifletirken, paylaştıkça bende çoğalma ve direnme hırsı yaratan bir etkinlik haline geldi.

Beğendiğiniz, kendinize örnek aldığınız bir şair var mı?

– Güçlü olan bütün şairlerden haz alırım. Stranlar, klamlar, bozlaklar, zeybek havaları üzerinde insan onuruna yakışır şekilde yaşamak istediğimiz bu toprağın cennet ve cehenneminden filizlendiler. Onlardan ilham almamak mümkün mü? İrlandalı şair John Keats’ın şiirleri beni çok etkilemiştir. Ayrıca Cegerxwîn etkilendiğim başka bir kaynaktır. Nazım, Ahmed Arif, Enver Gökçe, Cemal Süreya, Oktay Rıfat farklı dip sulardan şiirime katılan şairlerdir. Son olarak Zekeriya Özger ve Abdülkadir Bulut’u da anmak isterim. Unutmadan bir de Metin Demirtaş’ı saymalıyım.

Sizin özellikle şiirinize taşıdığınız konular, işlediğiniz temalar nelerdir?

– Benim şiirlerimde “Akdeniz “başlı başına bir yer tutar. Yerel coğrafyanın bütün unsurları, şiirimin içindedir. Coğrafyamızda yaşanan mücadeleler, yenilgiler, hayal kırıklıkları şiirimin ana temasıdır. Özellikle kendimi toplumcu-imgeci şair olarak tanımladığım için, temalarım, sokaklar, fabrikalar, tersaneler, kalkışmalar… Kısacası küçük insanların göze aldığı büyük emek ve kurtuluş mücadelesidir.

‘İmgelerle kurgulanan gerçeklik var olanın dışındadır’ diyorsunuz. İmgelerle kurulan gerçeklik kaynağını var olan gerçeklikten almaz mı?

– Bize kapitalist sistemin gündelik yaşamda sunduğu, kurguladığı bir gerçeklik vardır. Özellikle dilde kurgulanan gerçeklik, burjuvazinin köle düzeninin devamlılığı üzerinedir. Devrimci şiir var olan gerçekliği ters yüz edecek, sizin de belirttiniz gibi imgeler dünyasının gerçekliğinden yeryüzü gerçekliğine indirecektir. Bu eylemlilik, var olan dili aşmak, okuyucunun algı dünyasını zenginleştirerek insanın “insanlaşma” sürecine estetik katkı sağlamış olacaktır.

Bildiğimiz kadarıyla son şiir kitabınız ‘Ayrı Düşeriz’ ismiyle yayınlandı. Daha önce yayınlanan üç kitabınızı bir araya getirdiniz. Bunun nedenini açıklar mısınız?

– Genç yaşta seçme şiirler çıkarmanın pek doğru olmadığını biliyorum. Fakat piyasa koşulları içinde şiirimizin okuyucuya ulaşması çok sınırlı. Bunu bildiğim için, üç kitaptan seçme yaparak, bu eksikliği gidermek istedim. Karamavi Yayınları’nın editörü Bekir Karadeniz’in “Ayrı Düşeriz” adlı şiir seçkisinin çıkmasında büyük emeği var.

Klasik arkeoloji bölümünden mezunsunuz. Tarihi coğrafya ve tarihsel çevre üzerine bilimsel çalışmalar da yaptınız. Bu alanda yaptığınız çalışmalardan kısaca bahseder misiniz?

– Coğrafya bilim dalında yüksek lisans yaptım. Aynı zamanda Ankara Ünv. Kent ve Çevre Bilimleri’nde özel öğrenci olarak derslere devam ettim. Tarihi coğrafya alanında ülkemizdeki ilk tezlerden birini yazdım diyebilirim. Bu eğitim etkinlikleri içinde kitap boyutunda yayınlanmamış, çevre, kültürel miras üzerine çalışmalarda bulundum. Kültür varlıklarının barajlara, oto yollara, maden ocaklarına heba edilmemesi için çeşitli dergi ve gazetelerde yazılarım yayımlandı.

Size sormak istediğim başka bir konu da şiir yarışmaları ve ödüller, bu konuda düşüncenizi öğrenmek istiyorum.

– Ödüller şairi meşrulaştırarak piyasaya sunma, pazarlama aracı olarak kullanılıyor. Şiir ödülleri ahbap-çavuş ilişkisi içinde belirleniyor. Ülkemizde eleştiri bilim olarak gelişemediği için kıstas konusunda da sıkıntı yaşanıyor.

16/05/2011 Özgür Gündem Gazetesi – Faysal Ceylan

 

““Şiir, verili olana karşı bir duruştur.”” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s