Yolculuk

Otobüs Çine çayının kenarından sarsılarak kıvrılırken, içeride keskin sigara kokusu, arabesk namelerin eşlik ettiği bir mide bulantısıyla başında kırlangıçların fır döndüğü, uzak seslenişlerin düş yolculuğundaydı Sedat.

İlk yolculuk, küçük kasabanın hep kaçma hayaliyle süslü ilk gençliğinden bilinmeze upuzun bir adımdı. Küçük kentin kurşunla delik deşik edilmiş tenha tabelası gerilerde kalınca, içindeki o derin buruklukla çocukluğundan koptuğunu hissetti. Uzaklaşmanın verdiği iç çekimiyle, su yılanları kertenkeleler düğümlendi boğazında, ağırlaştı kirpikleri, ela gözleri buğulu çamlıklar gibi yeşilleniverdi. Gözleri sanki insan eliyle yontulmuş gibi çeşitli şekiller alan kayalıklara kaydı. İlk kez ağustos ayında kayıt için giderken geçmişti buralardan. Kayaların gölgesinde bir tarafta Çine çayı diğer tarafta doğal heykel parkını andıran manzarayla kısa sürede geri dönmenin verdiği huzurla geçmişti buraları. Midesi hiç şimdiki gibi ağzına gelmemişti. Muavinin elinde poşetle önündeki iki çocuğuyla bir koltuğa tüner gibi oturmuş, elmacık kemikleri çıkmış zayıf kadına koştuğunu gördü. Çocuklardan biri muavin gelmeden ne varsa çıkarmıştı üstüne.

Muavin:

-Ablam, bu çocuklara niye bu kadar yedirirsiniz anlamam ki!

Kadın içine düştüğü durumun sıkıntısıyla, başını öne eğip gözlerini kaydırıp sustu. Zaten ilk molada inecek olmanın bilinciyle uğraşmaya değmez diye geçirdi içinden. Muavin koltuğun üzerini temizlerken yine söylenmeye başlayınca birkaç dakika önce süklüm püklüm olan cılız kadın birden bire kaplana dönüştü. Açtı ağzını:

-Bunlar sabi, babasız. Ben nelerle büyütüyorum bunları sen biliyor musun? Valla gözünü oyarım senin!

Araya diğer yolcuların girmesiyle şoför muavini yanına çağırarak gönülsüzce fırçaladı, böylece sorun fazla büyümeden çözüldü. Ta ki Aydın garajına girinceye kadar. Garajda otobüs mola verince biraz önce muavinle tartışan kadın tam aşağı inerken muavini tükürük yağmura tuttu. Aşağıda bekleyen akrabalarından güç bela kurtulabilmişti muavin. Kadın bir yandan da bağırmaya devam ediyordu:

-Ülen bana tefçi Fesleğen derler, a…. koyduğumun gavatı.

Ben sana, senin yedi sülalene yediririm o kusmuğu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s