Eğitimde Yaşanan Çöküş ve Atanamayan Öğretmen İntiharları

17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıl dönümüydü. 1940’ta açılan Anadolu aydınlanmasının en önemli duraklarından biriydi öğretmen yetiştiren okullar.

Kemal Tahir “Bozkırdaki Çekirdek” adlı romanında Köy Enstitülerinin kuruluş süreci ve dönemin sosyolojisiyle ilgili önemli kesitler sunar.

Yaparak, yaşayarak öğrenme modelinin el yordamıyla da olsa bizim topraklarımızda uygulanmış olması, bu model sayesinde kırsal bölgelerde feodalitenin dayattığı sömürü düzenin sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir.

Egemenlerin hoşnut olmadığı kırsalı kalkındırmaya dayalı eğitim modeli, yıllar sonra Finlandiya, Danimarka modeli olarak karşımıza çıktığında öğrencilerimiz uluslararası sınavlarda onca hülleye rağmen dibi boyluyordu.

Başarılı ülkelere eğitim sistemini yerinde görmek amacıyla gidenlerin çözmeye çalıştığı model, Mareşal Fevzi Çakmak’ın “Bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksınız?” diye sürekli hükümeti azarladığı, baskılarla 27 Ocak 1954’te kapatılan bizdeki Köy Enstitülerinin bir benzeriydi.

Eğitim planlaması ve politikaları 2002’den sonra tamamen var olan sistemi çökertme üzerine kurgulandığından aşama aşama hayata geçirildi.

Toplumun kılcal damarlarına nüfuz eden dini içerikli eğitim müfredata “Değerler Eğitimi” adı altında yavaş yavaş zerk edildi.

Son yıllarda cemaatlerin MEB tarafından onaylanan projeleriyle okullar, dinsel eğitimin mevzi kazandığı öğrenme ortamları haline geldi.

Devletin tüm kademelerinde olduğu gibi liyakatsiz çalışan ve yöneticilerle eğitim kurumlarının hafızası silindi.

Sonuç olarak üniversite kapılarında yığılan gençlerin 4 yılını niteliksiz okullarda adeta çile doldurur gibi yaşamaları gençliğin içindeki hevesi ve umudu yok etti.

2021 yılı TYT ortalamaları; Türkçe (40 soru): 18,404, Sosyal Bilimler: (20 soru): 8,340, Temel Matematik (40 soru): 5,117, Fen Bilimleri (20 soru): 3,212 gibi düşük netler eğitimdeki içler acısı durumu ortaya koyuyor.

Eğitimde çöküş yaşanırken öğretmenlik mesleği de bu olumsuz koşullardan bağımsız değil. Üniversite eğitiminin için boşaltılarak lise eğitimi seviyesine düşürüldü.

Yeterli akademik kadroya sahip olmadan açılan bilimsel çalışma yoksunu üniversiteler kuşattı dört bir yanımızı. Buralardan mezun olan gençler kadro yokluğu bahanesiyle atanamayan yüz binlerin arasına karışıyor.

Genç öğretmen adaylarını mevsimlik işçi gibi gören iktidar, okullarda yıllardır gizlemeye çalıştığı kadro boşluğunu ek ders karşılığı çalışacak gençleri asgari ücretin altında çalıştırarak doldurmaya devam ediyor.

Öğretmenler odasında 8.000 TL maaş alan öğretmenle aynı ders saatine girerek 2500 TL kazanan öğretmen adayı aynı havayı teneffüs ediyor. Bu düşük ücretli iş bile, torpille dağıtıldığından çoğunluk sisteme itirazını yöneltemiyor, kadrolu öğretmenleri kendi işsizliğinin sebebi olarak görmeye devam ediyor.

Öğretmen alımlarında kısıtlı kadro ve atama sırasında mülakat adı altında yapılan adam kayırmalar, haksızlıklar genç öğretmen adaylarını genel işsizlik verileri de göz önüne alındığında açlığa mahkûm ediyor.

Yıllardır atanamayan öğretmenlerin sonuçsuz eylemlerini, dertlerini anlatacak kapı arayışlarını üzülerek izliyoruz. Öğretmen sendikaları da fiili meşru mücadeleden vazgeçeli yıllar oldu. Bürokratik dar grupçu yapıların elinde eski mücadeleci çizgisinden çok uzakta. Sendikaların soruna ilişkin çözüm getirecek politikaları hayata geçirmesini beklemek hayal olur.

Okulu bitirdikten sonra eğitim aldığı alana ilişkin iş bulma umutları tükenen genç öğretmenlerin yaşadıkları eşitsizlik ve haksızlıklara karşı kendi bedenlerini ortaya koyduklarını üzülerek takip ediyoruz.

Artık olağan haberler kategorisinde ne yazık ki alışmaya başladığımız genç ölümler, bir ülkenin en dinamik kesiminin gözlerimizin önünde yitip gitmesinin kanlı yanıyla yüzleştiriyor bizi.

Yine alışmaya başladığımız haberlerden biri gülen fotoğraf karesiyle düştü önümüze: “Van’da ataması yapılmayan 25 yaşındaki öğretmen Harun Titiz intihar etti.” diyordu gazete haberi.

Yolunu bulan ülkeden kaçıyor, bulamayan ölümle buluşuyor. Yoksulluk, umutsuzluk çıkış ışığı görünmeyen dehlizlerde yok olup giden gençlik…

Çürümüş, kokuşmuş düzenin dayattığı katlanma sabır vaazları kulaklarımızı çınlatıyor. Halkta ayağa kalkacak ne derman ne gerçekleri görme bilinci, istenci var.

Her gün gözümüzün önünde gençler, yoksullar düşüyor dolambaçlı yollara. Altın kadehlerde kanımızı içiyor patronlar, uluslararası şirketlerin eli ekmeğimizde, canımızda.

Çıkış yolu bulmak, umudu var etmek, kaybolan umutları yeniden filizlendirmek devrimcilerin işi.

Seyirci kalmak kokuşmuş sistemin adı konulmamış bir iş birlikçisi durumuna düşürür ve yaşanan yıkımın suç ortağı yapar bizi.

Bu bilinçle her şeye yeniden, yeniden başlamak gerekir.

Yenilmeyen yengiyi de bilmez.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s