Gölgeler

Bir güvercin yontmuşum
Karanlığınızdan hiçlikle
Kayboldu turunç ovada
İnsansız gölgeler peşimde
Uzayan sürek avları
Kıstırılışımı köşe bucak
Gülerek karşıladı
Sokağın zibidileri.

Kakülüme kan değmiş, ıslak
Sokak kedileri öpüyor
Yaralı alnımdaki çiçekten
Ağzımda kırık sardunyalar
Sarmaşıklar ve ay şarkısı

Bir güvercin yontmuştum
Karanlığınızdaki hiçlikten


Nereye Sığınsam Lacivert / 2008

Yoktunuz

Kayalıklarda geyik sürüleri
avucumun ortasına dal gibi
gölgeleri sarkar uçurumlardan
kapatsam ellerimi ansızın ki
kaçarlar gökyüzüne kuş hızında

Yürüdüm yağmurlarda yoktunuz
acısını şamdanında saklayan bir
nehir akıyordu yanımdaki dağdan
kaçırdıklarımı çam dalına asılı
mendillerde kurutuyorum şimdilik
büyüttüğüm çoğulluk kıstırıyor
çığlığımı köşelerde sarmaşıklarla

Girdiğim bütün bahçelerden
kovuldum, Babil’den ve İrem’den
aykırı çiçek taşıyordum tarhınıza
iklimlere yabancı yerleşik
ilişkilerin büsbütün dış yüzünde

Çağırdım gelmediniz, yoktunuz
yüzüm yabancı düştü sesinize
genç ömrü sürdüm namlu ağzına
sızlanan hayat eksiltmelerinde
yoktunuz perdelerdeydi gölgeniz

Çağırdım/ çağırıyorum/ çağıracağım


Nereye Sığınsam Lacivert / 2008

Sarnıç

Güze kurulu saatlerin çıngırağı
kopup gelen bulutlar erkenci
balıklar kaldırımlarında
eteğinde limoni soluklanışlar
kıyısında boğulan dip gemilerin
yükleri gök kıran fırtınası…

Kıracak (F) yıkılmaz dedikleri
korkunun psikolojik dalını
fay hattı, sismik boşlukta
karşılığını arayan sözcükler
ayağını sürüyerek çöllerde
izlerini çoğaltan engereklerin
karşılıklarını buldukları fenerde
yıkılacak dünyanın şer kalesi.

Güze kurulu saatlerin çıngırağı
akranlarım yitiriyor dağcıl rengini
açlığın yabanıl kıyılarında açlıkla
aşıp korkuların yüksek eşiğini
kendini zehirleyen siyah akrebin
tereddütsüz beyaz ölümünü
yakasına takıştırıp gül niyetine.


Nereye Sığınsam Lacivert / 2008

Adam

Sözünü ucundan kemirdi adam
bıraktı suların akışına,
yılgıya dönüşüyor büyüyerek
yüreğini saklayan odalarda.

Ölüm haberleriyle ayaz kırımı
gizli kahkahalara dönüşüyor.
Nasılsa söylenmemiş miydi söz
en yanılmaz terazi ellerinde.

Ey gözünü yanardağlara deviren!
Aldırma sakın ökselenmiş olana,
nasılsa tükenecektir
tarihte
kemirilmiş sözlerin saltanatı.


Rüzgarına Yol Gösteren Martı / 2005

Kızılca Kıyamet

Bütün geçitleri geçiyorum
secdede bir cuma çınlıyor

kandan şadırvan avlularda
damlıyor güvercin sekişleri

içinde körelmiş işçi bilinci
ismi yok kızılca kıyametin

nal seslerinde bekliyorum
mutlaka geçeceğim tanrıyı.


Sizden Önce Geçtim / 2020

Kestim Irmağın Uzun Saçlarını

Fırtına kuşuydu sabahı huzursuz kılan
dik yamaçlardan omzuma düşen çöl
iklimi havaların ayaz sıkıntısı kehribar
derine saldığım bakracın gölgesi bak
tutsam elimde kalacak çırılçıplak ayla…

Kestim ırmağın uzun saçlarını şiirle
kandırdığın aşkın dekoratif yanlışını
gelip geçen takalar uyandırdı beni
başka suların tulum çığlıklı havasında
bir Frigyalı gibi sevdim seni belki de
Asurlu tüccarın sarraf gözleriyle tutuldum
kral yolunda Lidya ülkesine çıkan dip
akıntılarda Hititçe konuştum hiç kimse
kimselerden öğrenmemişken alfabeyi

Yörük edasıyla bir Megrel gibi durdum
Karya lehçesiyle balıkların karşısında
böyle sevdim seni çivi yazısının dilinde
tulum sesi, düş suyu sofralarında bir
tek ortancalardı ikimizi bekleyen sürpriz
yağmurları çıkartabilirsek eğer sandıkta
biriktirdiğimiz tehlikeli masallardan

Oysa koşmayı öğrenmiştim
daha dün kaldırımlarda
bir balığın dağ gölgesiyle
şimdi yürümenin şaşkınlığı
içerisinde çocuğun gözleri
yanıyor çakmak taşından
yonttuğum yenilginin avazı
al götür kapalı kapılarını
yangınları bırak yanılgıya
akranlarımın karlı fotoğrafına
yazılan erguvan şimdi
bir dağın kumcul öyküsünde
bir kekliğin beklentisini
yazardı yosunlu kayalara.


Nereye Sığınsam Lacivert / 2008

Didar

Onlar dillerde ağırlaşan
çığların suskusu,
dudağımın kıyıcığında
geleceğe tomurcuklanan
güllerin yabanıl türküsü.

>>Göz göre göre öldürtmeyeceğiz<< diyerek
nasıl da kalkıştın alıngan yüreğinle
korkunun söylemi copları susturmaya.

Kuşanın gökyüzü
güz gülüşlerinizi haydi!
Didar geçiyor alevli karanfillerle
ateş payını almak için ellerimizden


Rüzgarına Yol Gösteren Martı / 2005

Mutluluk

Hüseyin Göçmen’e

Umut göğsündeki iğnelikti
tek semboldü sakladığın
gecikmişliğinle yüzleşmek adına
duraksamadan geçtin kanyonda
dip sıkıntılar bıraktın hep kendine

Sahici mutluluk yoktur belki
acılardan öğrendin sen bunu
tükettiğin bir ömür duruyor
kıtalar ötesi özlemler arkası
açelyaların sustuğu mevsimde
mavinin tükettiği kanaviçede
kendi iklimine uzak, yabanıl
oynadığın ömür fragmanları

Sahici mutluluk yoktur belki
beklemekten öğrendin sınırda.


Nereye Sığınsam Lacivert / 2008

Yaşar

Kayıp kentimizdi ikimizin Yaşar’la
sağanaklar vurgunu / esmer delikanlı
dizeleriyle başlayan şiir eskizi
aranıp dururduk her birimiz evrende
hafızamızın izobar haritasında
bulup çıkaramadık şu gün sesine
Hergele* meydanında düşen imgeyi

Efkarlı yüzler basmıştı camekanı
kemoterapiliydi sesin yıllar sonra
telin ucunda telli turna ağıtı gibi
ifadesi eksik, ünlemi bol çığlıkla
koptu gerilen nar, düştü dağlarım.

Gümbürtüsü duyuldu deniz dibinde
koşan denizatlarının, tayların nal sesi
duyuldu. Duy Kozan’da parçalanan taşı
uçurumdan kopan kayaların haykırışını

Kayıp kentimizdi hepimizin aranışlı
durduğu sokak levhasından dönünce
çıkılmaz yokuşu cankurtaranda kurt
taramadı namlular ipekten kuşları
Ey sağanaklar vurgunu esmer delikanlı
dinlendirelim gövdemizi ki ölüm ah!
İkindilerin hasretine yıktı ocağımızı.


Nereye Sığınsam Lacivert / 2008

*İÜ Edebiyat Fakültesi kantini